|
Uçak yolculuğu yapmanın düşüncesinden dahi hoşlanmayan Lisa Reisert, Miami’ye yapmak zorunda kaldığı gece uçuşu sırasında gerçek korkunun ve terörün yanıbaşında olduğunu fark eder…
Uçağın kalkışından hemen sonra, yan koltukta oturan Jackson isimli adamın uçakta bulunma amacı ortaya çıkar: Jackson, uçaktaki yolcular arasında bulunan Ülke Güvenliği Departmanı Başkan Yardımcısını öldürmekle görevlendirilmiş kiralık bir katildir ve başarıya ulaşmada Lisa’yı anahtar olarak kullanacaktır. İşbirliğini kabul etmediği takdirde genç kadının babası bir suikastçi tarafından derhal öldürülecektir. Adam bunun için tek bir telefonun yeterli olacağını söylemektedir.
Yeryüzünden 9 bin metre yükseklikteki uçakta kapana kısılan Lisa’nın kaçış imkanı yoktur. Ne babasının hayatını, ne kendi hayatını tehlikeye atmamak için çevreden yardım istemeye de cesaret edemez. Zaman hızla azalırken çaresizlik içinde kendisini rehin alan bu acımasız katili alt etmenin ve planlanan suikasti önlemenin bir yolunu bulmaya çalışacaktır…
“Elm Sokağı Kabusu”nun ve “Scream” serisi gibi klasik korku filmleriyle tanınan yönetmen Wes Craven, yeryüzünden 9 bin metre yükseklikte geçen gerilim dolu “Gece Uçuşu” (Red Eye) ile bir kez daha hayranlarının karşısında. Filmin başrollerinde son olarak “The Notebook” ve “Wedding Crashers” ile izleyici karşısına çıkan Kanadalı aktris Rachel McAdams isle “Batman Begins”deki performansıyla dikkat çeken İrlandalı aktör Cillian Murphy kamera karşısına geçmiş. Senaryosunu Carl Ellsworth’un yazdığı filmde yan rollerde ikiliye Brian Cox, Jack Scalia ve Jayma Mays eşlik etmiş.
Uçakta tek başına seyahat ederken yanına kimin oturacağını bilememek... Filmin senaryo yazarı Carl Ellsworth’n hayal gücünü ateşleyen kavram bu olmuş. Senarist “Red Eye”ın senaryosunun çıkış noktasını şu sözlerle tanımlıyor: “Yalnız yolculuk yapanların çok yakından tanıdığı, evrensel bir duygudur. Uçaklara her karakterden insan biner. Koltuğumuzda tek başımıza otururken, yanımıza nasıl bir insan oturacağını merak ederiz. Koridorda oturacağı yeri arayanlara bakarken, aklımızdan ‘Bu adam nasıl birisi acaba?’ veya ‘Aman, şu benim yanıma oturmasın’ şeklinde düşünceler geçer. Senaryonun ana temasını oluştururken bu evrensel duygudan yola çıktım.”
“Gece Uçuşu”nu bir psikolojik gerilim olarak nitelendiren yönetmenin bu konudaki sözleri ise şöyle: “Bu kesinlikle bir korku filmi değil... Psikolojik gerilim demek daha doğru olur. Kasap bıçağıyla dehşet saçan manyaktan kaçmaya çalışan insanlar yok, korkutmak için maske takanlar da yok. Filmdeki bütün gerilim unsuru, kendisini farklı kimlikte tanıttıktan kısa bir süre sonra tamamen bambaşka bir insana dönüşen bir adamdan kaynaklanıyor. Sonuçta uçakta yanınıza kimin oturacağını asla bilemezsiniz.” |